ESAS MESELE; KADIN !

Hayatın mutat işleri arasında o taraftan bu tarafa koşturuyorken ve hayata, insanlara ve yapmanız gereken işlere yetişmeye çalışırken, ülkeyi derinden sarsan olaylar bizleri de derinden sarsmakta ve psikolojimiz allak bullak olmaktadır.

Bir taraftan anlamlandıramadığımız, aklımıza türlü çeşit soru işaretleri getiren şehit haberleri, bir taraftan bitmek bilmeyen taciz ve tecavüz haberleri, bir taraftan intihar haberleri, bir taraftan vatanın milletin kimyasını bozmaya yönelik ihanet yüklü haberler bizleri paramparça etmektedir.

Neler yapabilirim bireysel olarak diye düşünmenin yanı sıra, içime sığdıramadığım, kolay kolay yenilmeyen asi ruhumun bazen derinlerden yara aldığını görmekteyim. Öyle ki depresif ruh haliyle bazen yatağımdan ayrılmak bile istemekteyim.

Neyse ki hareketsizlik ve bu vesile ile ortaya çıkacak olan bereketsizlik durumu bende hiçbir zaman uzun sürmemekte ve her defasında yeni güne Merhaba, yeni doğan güneşe Günaydın deme nezaketini yaşamaktayım.

……….

Hayat ..

Keşmekeşiyle, acısıyla tatlısıyla geçmeli, dünya meşakkati bizleri yaralamalı, dünyanın türlü çeşit dertleri bizleri olgunlaşmak adına darma duman etmeli bazen.

Ama bazen gençliğin verdiği heyecanlar ve bu heyecanların insan ruhunda yaşattığı tahribatlar maalesef çok aklı başında olan insanları dahi bir anlık buhrana düşürebilmekte.

Burcu da bunlardan bir tanesi.

Burcu Yıldırımcan…

Arkadaşlarından öğrendiğim kadarıyla deli, dolu, vatanına ve milletine AŞK derecesinde bağlı, Lisans Tarih Mezunu ve yüksek lisansını devam ettiren bir can parçası. Bir anlık buhran ve neticesi hayatına kendi elleriyle son verme…

Allah rahmetiyle muamele etsin, annesine, babasına, sevdiklerine sabırlar versin dışında diyecek bir cümle bulamamak ile birlikte, tanımadığım bu kızımız için yüreğimin derinden acılandığını da belirtmek isterim. Çünkü nefes alması dahi ziyan olan insan müsveddelerinin olduğu bir dünyada, böyle aklı başında, bilgili, birikimli, kültürlü genç kızlarımızın hangi ümit ve hayallerle başladığını tahmin ettiğim hayat yolunda bir şekilde heder edilmesi insanlığımız yaşadığı en derin acılardan bir tanesi olmalıdır.

………………

Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken bayanlarla ilgili son dönemlerde ne kadar da üzücü olaylar yaşadık. Taciz, tecavüz olayları da had safhaya ulaştı. Bazen düşünüyorum da bu olaylar eskiden de vardı da gün yüzüne mi çıkmıyordu. İnsanlar basında kendi yaşadıklarına benzer olaylarla karşılaştıkça ve insanların desteğini gördükçe, kendi yaşadıklarını da gün yüzüne çıkarmak adına kendilerinde güç mü buldular? Ya da toplumdan görebilecekleri muhtemelen tepkilerden korkarak mı geri çekildiler? Hangi beyni  tecavüze uğramış birey bayanın uğradığı taciz ve tecavüzü bayanın ahlak zaafiyeti ile yorumlayabilir ki ? Bir insanın başına gazetelerin üçüncü sayfalarında geçen haberlerin gelmemesi, gelmeyeceği anlamına mı gelmektedir sizce? Herkes insan olma gerçeğiyle başına her türlü kötülüğün gelebilme potansiyeline sahip bir varlıktır. Kimse kimseyi belli noktalarda kınamamalı, kimse kimsenin çocuğunu yargılamamalı, infaz etmemelidir.

Taciz ve tecavüzün bu ülkede bu denli yaygınlaşmasının sebebi bana göre insanların maneviyatlarının, inançlarının ve aile bağlarının derinden sarsılmasıyla doğrudan ilişkilidir. Din inancının ideoloji ekseninde ve belli çevrelerce sahiplenilmesi neticesinde insanlar din ve ahlak anlayışını farklı değerlendirmelere muhatap etmektedir. Din bir ideoloji değildir ve hiçbir ideolojinin elinde oyuncak olmamalıdır. Hele hele siyasi eksenlerde algılanması milletimizin epeydir başına musallat olan gerçekliktir. Din ruhumuzdur, ideolojilerimiz ve siyasi fikirlerimiz bedenimizle alakalıdır. Dini ancak bedenimizi besleyen, büyüten ve destek veren bir gerçek olarak görürsek doğrulara ulaşabilmemiz mümkündür. Dini algılarla insanları bir merkeze çekmeye çalışmak ikiyüzlülük, riyakârlıktır.

Manevi değerler ise aile ortamında şekillenmelidir.  Anne ve baba modelinin sağlam, karakterli duruşlar sergilemediği ailelerde büyüyen çocuklar er ya da geç toplum içerisinde kendini gösterecektir.  Anne çocuğunun ilk öğretmenidir.  O sebeple bayanların eğitimi, ahlakı ve davranışları çok önemlidir. Çok küçük yaşlardan itibaren çocuk evde olup biten her şeyden haberdardır. Çocuk çamurdur, kildir. Çocuğunuzun nasıl bir birey olacağını siz belirlersiniz. Sizin davranışlarınız o çamura, o kile belli bir yaşa kadar şekil vermeye devam etmektedir. Evladının karakter ve davranışlarından memnun olmayan ailelere önerim aynaya dikkatlice bakmalarından yanadır. Çünkü isteseniz de istemeseniz de bir gün her evlat anne ve babasının birer kopyası olacaktır. Herkesin tecrübesi karakterinde ufak değişiklikler olmasına vesile olsa da, anne ve babalarının kopyası olması gerçeğini asla değiştirmeyecektir.

……….

Dünya Kadınlar Günü dedik ya bir iki kelime de kadınlardan bahsederek yazımıza son verelim sevgili okur. Aslında son dönemde yaşadığımız süreç öyle bir süreçti ki sürekli yazdık, sürekli anlatmaya çalıştık bir şeyleri. Değişmesini istediğimiz çok şey var aslında ama meselenin özü insanların beyinlerinde bitmekte. Hiçbir kanun, hiçbir nizam ve hiçbir öğreti insanlara karakter olarak sahip olmadığı bir gerçeği kabul ettiremez maalesef.

O sebeple yukarıda dedim ya mesele ailelerde çözülmekte aslında. Aileler daha duyarlı, daha bilinçli ve daha aklı başında hareket etmeliler. Çocuk dünyaya getirmek işin kolay kısmı, esas mesele ister erkek olsun, ister bayan, insanlığa, topluma, vatana, millete karşı duyarlı, saygılı, aklı başında, düşünen, anlayan, yorumlayan bireyler yetiştirmekte.

Kadınlara gelince…

Maalesef kadınlarımız öğrenilmiş, kabul edilmiş bir çaresizlik ile yüz yüze yaşamaktadır. Kadınlarımız cebinde her daim bir zaten, her daim bir kabul edilmişlik vardır. Yıllarca erkeğin onlardan üstün olduğu gerçekliği ev, okulda, işyerlerinde, toplumda dikte edilmiştir. Bilinçaltı kadının her türlü haksız, her türlü çaresiz, her türlü korumaya ve korunmaya muhtaç olması durumuna kodlanmıştır.  Kabul edilmiş çaresizlik kadınlarımız iliklerine kadar işlemiştir. Öyle ki tacize, tecavüze uğramış bir bayan bu durumda haksız duruma düşerim, ben suçlanırım gerekçesi ile yaşadıklarını en yakınlarıyla dahi paylaşma cesaretini göstermemiştir.  Halen kadının kabul edilmiş çaresizliğini destekleyen ve bir nevi her olayda kadını suçlu çıkarmaya çalışan zihniyetlerin toplumun en üst yerinde olması da bu tezimizi doğrular cinstendir aslında.

Devletimizin en üst kademelerinde yer alan ve son dönemlerde kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık yaptıklarını iddia eden kişilerin demeçlerinden bazı cümleler paylaşıyorum sizlerle;

“Bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem.” “Kadına şiddet abartılıyor.” “Benim bedenim, benim kararım diyenler feminist.” “Tecavüze uğrayan da kürtaj yaptırmamalı. Bosna’da kadınlar tecavüze uğradı ama doğurdular.” “Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın.” “Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün.” “Kızlarına sahip çıksalarmış.” “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek.” “Kızlar okuyunca erkekler evlenecek kız bulamıyor.” “Medya olayları abartıyor. Kadına yönelik şiddet algıda seçicilik.

diye devam eden bu ve buna benzer bir çok laf, söz, cümle. İşin enteresanı bu cümlelerden bir kısmı bayan bakanlar tarafından söylenmiş, dile getirilmiş. Hem de kadına yönelik pozitif ayrımcılığın olduğunun iddia edilen bir dönemde. Yine yapılan algı operasyonlarından bir tanesi diye düşünerek, öncelikle meselenin beyinlerde ve zihniyetlerde bittiğini bir kez daha yineliyorum.

…….

Yazım boyunca her paragrafta ayrı ayrı konularda kadınlardan, kadınlarımızdan, bizlerden bahsettim. Çünkü Kadın Hayattır !

Yine bir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü geldi çattı. Peki o gün ne olacak ?

Kadın sorunları, kadın-erkek eşitliği, kadın hakları konularında yoğunlaşılacak, tacizlerden, tecavüzlerden , kız çocuklarının okumasından , okumamasından konuşulacak , durum tespitleri yapılacak , acil önlem kararları alınacak vs vs cek cak ve herkes ayrılacak. Sonra ne olacak? Evli, evine, köylü köyüne gidecek !

Neticede havanda su dövülecek.

Ama hep yazılarımda bahsettiğim gibi bir kez daha söylemek isterim ki eğer kadınlar isterse siyasette, yönetimde ve diğer alanlarda kendi zaaflarını, kendi kişisel hesaplarını aşıp, ağırlıklarını koyarlarsa ağlayan çehreyi güldürürler.

Bu memleket, bu ülke, bu vatan, bu millet hepimizin. Ve en çok da kadınlarımızın ! Kadınları görmeyenler, kadınları yok sayanlar, görülmezler, yok olurlar !

Benden söylemesi…

Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun !

Reklamlar

ŞEREF’İN HİKAYESİ

Şeref bir aşkın en halidir kimsenin algılayamadığı. Şeref’in eskisi olmaz, Şeref yaşayan bir organizma olarak varlık gösterir devirden devire. Şeref’ler ölmez, Şeref’ler yıkılmaz. Bir Şeref gider, bin Şeref gelir. Zira Şeref vatandır, Şeref millettir, Şeref Kur’an’dır, Şeref bayraktır, Şeref ezandır… Şerefsizler ne bilir ?

Tam da yitirilen, tam da unutulan, tam da ümitlerin bittiği noktada başlar Şeref’in hikâyesi. Anlatılanlar ya da bilinenler gibi değildir çünkü yaşadıkları. Şeref hakiki aşk ile beşeri aşkın ortasında bir münasebet ile bağlıdır Ülkü denen çiçeğe. Birilerinin yaşadığı gibi yaşamaz hayatı Şeref, ya da birilerinin algılaması gibi değildir onun gerçekleri. Kimileri yanılgı içerisinde onun hayat hikâyesini farklı algılarlar. Çünkü zamane görünen ne var ise ona uzaktır tüm yaşadıkları. İronik yanılsamalar arasında, gerçeklerin uzağında ama nerede olduğu anlaşılmayan bir yerdedir her daim. Çeşitli konular ile muhatap iken hep bakış açısı farklı yöndedir Şeref’in. Kimsenin düşünmediğini düşünür, hep farklı yerden bakar ve her ne hikmetse hep de doğruları düşündüğü yere ulaştırmayı başarır.

Türk’ün milliyetçiliği ile diğer tüm etnik milliyetçilikleri helal-haram kadar keskin çizgide idrak etme şerefine ulaşmış bir eşref-i mahlûkattır Şeref…

Milletin değer olarak kabul ettiği tüm manzumeleri Türklük çatısında birleştirip, yönetme kabiliyetine sahip insanın adıdır Şeref.

Bu değerlerin hepsini her türlü fırtınadan, hainden, işbirlikçiden korumak adına bu çatıyı hayat görüşü haline getiren insanın başkaldırışıdır Şeref. O çatı yıkılırsa altında kalan din dahil bütün değerlerin asimile olacağının idrakinde olan kişidir Şeref.

“Dinler arasında diyalog” safsatasını ilk idrak eden , bir tür sapkınlığın izinden giden bir avuç güruhun karşısında çelik bir irade ile duran ve Ortadoğu’da başlayan Anadolu’ya yayılmaya başlayan kanlı bir etnik, mezhep çatışmasını bangır bangır halkına anlatandır Şeref.

Türk milliyetçiliğine ve onun paralelinde gerçekleşen İslam’a saldıranların Büyük Ortadoğu Projesi’nin yönlendirilmesi ile politika belirlemesini ve bu gerçeklikle ülkemizin sınırlarında “her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan” panik atağın her türlüsünü yaşayanların karşısında kale gibi duran insanların bütünüdür Şeref.

 

Ülkenin birbirinin gırtlağına sarılmaya hazır kadrolarla dolu olduğu ve  düşmanın rahatlıkla at oynatabilecek vasatı bulduğu bir noktada can simidi demektir Şeref.

Milliyetçi, dindar ve medeniyetçi kavramlarının birbirlerine zıt kavramlar olarak gösterildiği noktada, bu kavramların birbirlerine zıt noktalar olmadığını, çatışan güçler olmadığını varlığıyla ,duruşuyla kanıtlayan insandır Şeref.

Birileri hep yanlış derken, benim doğrum tektir diyen, birileri itiraz ederken yıllar da geçse, türlü çeşit badireler de atlatılsa eyyamcı, entrikacı olmayan doğru yolundan şaşmayandır Şeref.

Bir avuç denilen varlığıyla, yolsuzları yola getiren, tek bir sözüyle, duruşuyla memleketin bekasına doğru adımları arka arkasına atan ayakların sahibidir Şeref.

Bölücüye, haine, kansıza, hırsıza, arsıza göz yumanları deşifre eden, üzerine giden, çok önceleri anlayan ve durmadan,usanmadan,bıkmadan anlatan ve sonunda aynı haini,aynı kansızı,aynı hırsızı dahi kendisiyle aynı cümleleri sarf edecek kıvama getirenin adıdır Şeref.

Siyasi hesaplarla kişisel egolarının arasında sıkışanları eleştiren, kendi çıkarlarının peşinde gidenlere milli çıkar ve duruş gibi önemli bir paydayı öğreten insandır Şeref.

Açılımı ; saçılım, çözümü ; çözülme olarak görerek yıllardır taviz vermeden her türlü hainliğin karşısında dik duruş gösteren ve ihaneti kendi ağızlarıyla ilan edecek boyutta halkının önüne serdiren iradedir Şeref.

Şeref ; koskoca bir mazinin, koskoca bir inanmışlığın, koskoca bir sevdanın göbek adıdır.

Şeref bir aşkın en olgunlaşmış halidir kimsenin algılayamadığı. Şeref’in eskisi olmaz, Şeref yaşayan bir organizma olarak varlık gösterir devirden devire.

Şeref’ler ölmez, Şeref’ler yıkılmaz. Bir Şeref gider, bin Şeref gelir.

Zira Şeref vatandır, Şeref millettir, Şeref Kur’an’dır, Şeref bayraktır, Şeref ezandır…

Şerefsizler ne bilir ?

VATAN İÇİN CANDAN GEÇENLERİ YENEMEZSİNİZ!

Telefonumda bir ” Son Dakika” uygulaması kurulu, özel bir ses ile uyarı veriyor. Son zamanlarda sesini duyduğum anda bakmaya çekiniyorum. Ve son 3 aydır neredeyse , 1 hafta boyunca patlamaların failleriyle, tutuklamalarla ilgili haberler , haftanın sonunda ise yeni bir patlama haberi ile paramparça oluyoruz.

Bu bir kader midir ?

Evet coğrafyamızın bedelidir, kaderidir…

Bu coğrafyayı Vatan yapan ise kanlarımızdır…

Bu Vatan kıymetlidir. Bu Vatan bedelini kanımızla ödememize rağmen bedel ödemeye devam ettiğimiz Vatanımızdır.

Ve son nefer, son damla kana kadar yılmadan, yıkılmadan sahip çıkacağımız yuvamız, yurdumuzdur.

Bizim gidecek yerimiz, yurdumuz, toprağımız yok!

Son nefes, son nefer, son damla kana kadar !

Kahramanlar geçit resmi gibi gözümüzün önünden geçiyor acı ve gözyaşlarımızla…

Ömer Halis Demir , niceleri ve son olarak Yiğit Ağabeyimiz Fethi Sekin …

Hepsinin ortak özelliğiydi…

Kara gözler, vatan duruşlar, cengâver bakışlar…

Her neresiyse işte orada ” kim var acaba” diye sorulmadan ” Ben Buradayım” diyerek düşmana mermi, haine pusu, zalim ile mazlumun arasında Zırh oldular …

Onlar kim diye sormadık biz hiç…

Nerede bir “Vatan” var ise o gözler, o yürekler bizim çocuklarındı…

Evet bizim çocuklar…

Vatana Can, Bayrağa Kan…

Artık bilin ve öğrenin ki ; Vatan için CANDAN geçenleri yenemezsiniz !

Yenileceksiniz, biteceksiniz!

Beynimize kodlanan tüm gerçeklik şudur ; ” Yüzde Yüz Türk Olduğun Gün Cihan Senindir ”

Ve bu Necip Millet ; Devletinin kararlılıkla terörün, teröristin, hainin ve her türlü ihanet şebekesinin üzerine gittiğinin farkına vardığı anda canıyla, kanıyla, malıyla daim devletinin yanında olacaktır !

Bu millet kanla alınan toprakları masalarda pazarlık malzemesi haline getirdiğinizi anladığında suratınıza şamarı basacaktır !

Bugün Devlet ve Millet eleledir. Acımız büyüktür lâkin imanımız hepsinden büyüktür !

Tanrı Türk’e yâr olsun, korusun ve kollasın !

‘Kaçak’

20140111-123604.jpg

Ben hep buradaydım…

Üzerime yapışan alınganlığım;
Yüzüme oturan mütebessüm gülüş;
Duvarlarımı sarıya boyayan dumanım;
Kahvenin karası;
Hüznün toprağa çalan yarısı;
Bir eli umutta diğeri ölümde gülüşüm;
Kahkahaları kıskandıran duruşum;
Düşmanı ümitsizliğin batağına saplayan başkaldırım;
Ve sonsuz biatim, bağlılığım;
Yeise bir şamar gibi çarpılırdı…

Dedim ya ben hep buradaydım…
Dünde kalan ama hep bugünü yaşayan,
Yarına fırlattığı okların hedefini bulmasını bekleyen,
O’na bağlanan, O’ndan isteyen, dileyen ve dilenen,

Ben…
Hep buradaydım…
Ben bir intihar tetikçisi, sen bir kaldırım çiçeği…
Ben onurumla giden, sen soykası arkasından verilensin…

Yepyeni bir yıl, yepyeni umutlar…

Hayat tek düze gitmiyor her zaman. İnişler, çıkışlar, batışlar, tekrar yüze çıkmalar, hepsi insanoğlu için. Hayatın olabildiğince acımasızlığı içerisinde insanı hayata döndüren bir kaç neden var. En güzeli sahip olunan iman ve onun tezahürü “tevekkül” . Tevekkül edip, ‘ hayırlısı’ denilen anda kaplıyor içimizi tazecik umutlar. Her umut yeni bir günü ve yepyeni başlangıçları müjdeliyor. Bazen öylesine söylense de , ‘ hayırlısı’ kelimesinden daha anlamlısını bulamamıştır insanoğlu. Bazen öylesine salık verilse de “biraz tevekkül et” diye, daha anlamlısı telafuz edilmemiştir henüz.

İşte böyle gerçeklikler arasında yepyeni bir günü müjdelediği gibi her doğan gün, her biten şeyin arkasından iyi ya da kötü başka hikayelere gebe olduğu için zaman , biten bir yılın ardından yine tapteze bir yıl bizleri bekliyor. Aslında özünde bir gün öncesi ‘eskiyen’ bir gün sonrası ‘yeni gelen’ yıl olsa dahi, 31 Aralık akşamı sanki bambaşka bir zamanda yolculuk etmeye başlanılmış gibi hissedilir.

Bizler için önemli olması gereken, bu yepyeni başlangıçta bireysel olarak nelerimizin ya da hangi özelliklerimizin iyi yönde yenilenecek olmasıdır. Gün aynı, güneş aynı, mekan aynı , tebdil eden yanlızca zamanın akışı. Ve bu akış olması gerektiği gibi, Rabbin mucizelerinden sadece bir tanesi ❤️

2014′ den türlü türlü beklentiler var. Benim en’ lerim sanırım herkesin bir çok dileğiyle aynı mihvalde buluşur. Ben 2014′ den yüreğimden hiç çıkmasını istemediğim aşk❤️, sonsuz sadakat ❤️💑, yavrum ve tüm sevdiklerim için sağlık👍, dostlarla keyifle geçirilen günler 🙆🙅💁🙋💇bol kahkaha 😃😄, başarı👑👏 diliyorum.

Hayat heba edilmeyecek kadar kısa ve hafife alınmayacak kadar da ciddi. Tüm günlerinizi yılın ilk günü gibi yaşayacağınız heyecanlı, sağlıklı,huzurlu,başarılı, mutlu bir yıl diliyorum. Yeni yılınız kutlu olsun!🎊🎉☺️

Bugün sen 1 yaşındasın… İyi ki Doğdun Zeynep Lâl’im..

27.01.2012 , Saat:08:48 Anısına …

DSC_0263Yavrum, Mücevherim, Lâl’im, Nazım,Niyazım, Tomurcuğum, Yaşama Sebebim,Varlığımın Yegane gerçeği, yaşama sıkı sıkıya beni kenetleyen umudum,Ay Parçam,Prensesim,Kuzum,Bir tanem,

Uzun uzun, saatlerce, parmaklarım yazmaktan ağrıyana, lügatimdeki tüm kelimeleri defalarca tekrarlayana ve seni anlatırken gözlerimde yaş kalmayana kadar yazmak istiyorum seni. Daha önce hiç kimseyi yazmadığım, daha önce herhangi bir konuda dil dökmediğim kadar yazmak istiyorum. Yokluğunun içimi nasıl yaktığını varlığının içimi ne kadar aydınlattığını ve ömrümün nasıl da bahara döndüğünü herkesin anlaması için yazmak istiyorum. Gözlerine her baktığımda nasıl da kıyamadığımı, ellerini her tuttuğumda nasıl da gönlümün, ömrümün sahibine daha bir bağlandığımı, sesini her duyduğumda nasıl da şükrettiğimi herkesin de bilmesi, duyması için yazmak istiyorum.

Sana olan aşkımın nasıl bir aşk olduğunu, ciğerimi söksem, gece gündüz o mis kokusunu içime çeksem ve 7 gün 24 saat yanı başından ayrılmasam ya da seni içime alıp tekrar koysam sana doyamayacağımı anlatmak için yazmak istiyorum. Sen uyurken seni özlediğimi, uyansa da bana dünyanın en güzel gülücüğünü hediye etse dediğimi, sesinin duvarlarımızda yankılanmasının dünyanın hiçbir melodisi ile boy ölçüşemeyeceğini bilsinler diye yazmak istiyorum.

Satır satır seni anlatmak, nakış nakış ömrüme seni işlemek istiyorum. Gözlerinin güzelliğinden bahsetmek istiyorum hiçbir ahu ceylanda göremediğim güzel gözlerini anlatmak istiyorum. Rabbimin seni kusursuz bize sunuşunu , her noktanın ne kadar da özel yaratıldığını anlatmak istiyorum.

Sana bir avuç ay ışığı sunmak isterim yavrum. Ya da güneşten bir hare alıp başına kondurmak. Tüm kır çiçeklerini ayaklarına sermek. Dalga dalga denizleri önüne devlet versin ömrüne diye sermek. Gökyüzüne çıkıp yıldızlardan bir taç yapmak başına. Dünyanın yedi harikalarını teker teker dolaşıp en sevilen yanlarını yollarına döşemek isterim. Yüreğimi koyup da avucuna vermek isterim bir daha sevgiye ,aşka asla ihtiyacın olmasın diye. Dünyanın türlü çirkinliklerinden uzak kal diye fanusun içerisine seni koyup, sahip olduğum en değerli mücevheri korumak,kollamak isterim.

Güzel Yavrum,Mücevherim,

Senin ilklerini yaşadığım her saniye kalbimin atışları yerle yeksan eder en şiddetli depremleri bilir misin? Kalbinin attığını ilk duyduğumda nasıl gözlerim okyanus misali çağlamışsa, dünyaya ve yaşamaya dair her tepkilerinde yine gözlerimden okyanus misali yaşlar süzülmekte.

Sen benim canımsın, dünyamın ışığısın ve gözlerimin ferisin fersiz kaldığı her an dünyamı yeniden ışıl ışıl aydınlatan. Savaşımsın kötülükler ile, yalnızlığımsın her anını doya sıya paylaşmama vesile olan, uykumu bölen en tatlı,en güzel sessin. Gecemin güneşi, gündüzümün neşesisin. Hayat pınarım, ömür sığınağım ve ahretimin mührüsün. Gözlerinin dokunduğu her mekân benim için ayrı bir anlamlı olmakta sırf senin ilgine girdiler diye ve senin mutlu oldukların artık beni daha da bir mutlu etmekte sırf seni bir kez daha güldürdüler de cenneti bu dünyada yaşadım diye. Parmaklarının her biri mücevherlerin en güzelini sunuyor her yüzüme değdiğinde ve geceleri ellerinin dokunuşu ile uyanmak dünyanın en güzel hissini yaşatıyor hiç öyle huysuzluğa sevk etmeden benliğimi.

Ömrüm,mührüm,sevgilim,güzel bebeğim,tomurcuğum, prensesim,evimin sultanı, yavrum,

Bugün sen 1 yaşındasın. Seni 1 yaşına getirene kadar özene bezene zamanlar geçirdim. Her hastalandığında içimden bin türlü fırtınalar koptu, her huysuzlandığında kendime ölesiye kızdım seni mutlu edemiyorum diye. Elimden gelen her şeyi senin için yapmaya çalışsam da, yetemiyorsam affet beni yavrum. Hayatın boyunca Rabbim izin verdiği müddetçe yüzünü güldüreceğime, yanında olacağıma ve tüm kötülüklerden, kötülerden seni canım pahasına koruyup, sana her anında kalkan olacağıma söz veriyorum yavrum. Seninle yeniden doğan ve hayatı ,yaşamayı ve insanlığı yeniden yorumlayan anneciğin, senin gelmen ile hayatı cennet bahçesine dönen anneciğin, seni her şeyden,herkesten,canından bile çok seviyor. Ben bir dilek tuttum,ben bir dua ettim RABBİM bana seni verdi. İyi ki benimsin güzel kızım.

İYİ Kİ DOĞDUN GÜZEL YAVRUM ,İYİ Kİ BENİM YAVRUM OLDUN.

VE İYİ Kİ BENİM ZEYNEP’İM,BENİM LÂL’İM, BENİM NAZLI YAVRUM OLDUN.

SENİ ÇOK SEVİYORUM.

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN…

ANNEN (27.01.2013)

“anne olmak =yeniden doğmak”

Ben seninle yeniden doğdum tomurcuğum…

Sevgili kızım ,

Bugün seninle birlikte ilk anneler günüm.
Hayati, yasamayı ve umut etmeyi seninle yeniden öğrendim ben. Yeniden dallarım yesillendi, yeniden umudum tomurcuklandi ve yeniden anladım hayatın ve yasamanın ne kadar güzel olduğunu…

Kollarıma seni verdikleri günden beridir her sabah yeniden uyanıyorum o hayal ettigim yeşilliklere. Her sabah senin sesinle yeniden , en güzelinden yeniden doğuyorum sanki. Senin kokunu icime cektikce guzelleniyorum yeniden ve seninle birlikte olarak yasıyorum hayatın en güzel sahnelerini.

Annesinin kuzusu,mücevherim,güzel kelebeğim,

Bugün seninle yaşadığım ilk anneler gunüm.

Ve sen benim mujdemsin karanlığın en ağır bastığı bir anda beni aydınlıklara götüren. Sen benim umudumsun gözlerine her baktığımda huzura boğan.

Sana binlerce tesekkur guzel kizim, Zeynep Lâl ‘im …
Ve Rabb’ime binlerce şükür bu duyguyu bana yaşattığı için…

Ve asıl tesekkur ;

Meleğime, bir taneme, yanıma kalan gercegime, beni doğuran, hayatı, insanları,dunyayı bana yorumlayan Anneciğime…

İyi ki benim annemsin, iyi ki benim melegimsin…

Anneler gunün, anneler gunümüz kutlu olsun…

20120513-004031.jpg