>hay’r olsun…

>



“İnsanın gözleri bazen öyle şeyleri söyler ki dil onları asla telâffuz edemez”
Crow Kabilesi atasözü (Amerika’nın gerçek sahipleri)
……
Şimdi artık her söylediğiniz boşlukta asılı duruyor, varacak rotası yok,
o sözleri anlayacak bir muhatap yok…
….
Bilirim, zordur… Yaşamayan bilemez, yaşamayan anlatamaz…
Sizler beklenen bir sonun aktörlerisiniz artık. Hiç istemezdim kendi adıma
böyle olmasını, hiç istemezdim ayrılıkların gelip de sizin de merkezinize düşmesini.
Hiç istemezdim gözü yaşlı bir kadını gözümün önünde hayal etmeyi, ağlayan bir evladın varlığını
bilmeyi ya da yüreğini sizlere bağlamış yüzlerin feryatlar içerisinde olana –bitene
büyük bir şaşkınlıkla bakarken, “yıkılmadım, ayaktayım” diye mırıldandığı
içler acısı, insanlık utancı gerçeklerin yansıması olan nağmeleri duymayı.
Olaya herkes farklı boyutlardan ya da kendisinin en çok önem verdiği yerlerden
yaklaşıyor. Benim günlerdir aklımda olan tek şey, ağlayan, sızlayan gönüllerin
izdüşümü. Ne kadar enteresan değil mi? Çepeçevre yalanlarla sarılı olduğu
gerçekleri algılayabilmesi için nedense hep musibet yaşamak ister insanoğlu, bir
ayrılık, bir yok oluş ya da bir düşüş bekler yaşam sahnesinden. Yaprak yaprak
izler gidişleri, savruluşları, yok oluşları, yalanları, riyaları…
…..
Hiç uzak değil, birkaç zaman önce yaşatılan bir gerçekliği yaşıyor aslında şimdi
o ağlayan yürekler. Çocuğu süt istediğinde eli boş giden bir babanın, babası
üzülür diye ondan hiçbir şey isteyemeyen çocuğun, beşiğinde hiçbir şeyden
habersiz yatan, gelişiyle babasının da rızık kapısı kapanan bir bebeğin, rızkını
kazanmak için emek ötesi zahmetlere giren bir kadının, suçlanan, sürülen, atılan,
hor görülen, dışlanan, kötü bakışlara ve ithamlara maruz kalan Ahmet’in, Mehmet’in,
Ayşe’nin, Fatma’nın gerçekliğini yansıtıyor o yürekler…
…..
O şehir uzak bir şehirdi. Ruhsuz, renksiz, acısı bol, yalanı, riyası bol olan şehirdi. Sanki
bütün yakınlıklar başka diyarlara göçmüştü o şehirde. Kalesi “yalnızlık abidesi” gibi
orta yerde dururdu o şehirde. Gün boyu nereye gittiğini bilmeden koşuşturan insanlar,
fark edilenler, fark edilmeye çalışanlar, fark edilmeyi hak eden fark edilmeyenler, ya da
fark edilen hak etmeyenler, hepsi aynı şehirde yaşardı.
O şehirden ağlayarak gidenler vardı ,sırf ondan öncekiler “eyvallah” demeden gitti diye
itilenler, kakılanlar, hor görülenler vardı. Şimdi o şehirde her zamankinden çok acı var,
riya var,yalan var,aldanmışlık ve aldatmışlık var. Yarını olmadığı kadar, rotası da olmayan
bir gemide şimdi avuntular, temenniler…
…..
O şehrin gerçek sahiplerine, alnından teri toprağa akıtanlara, beline kadar çamura bulananlara
“Hay’r olsun” doğacak her gün…
Sevgiyle…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s