>Vefasız dosttan, vefalı dar ağacı daha iyidir

>

Ahde vefasızlık imansızlıktır…

Görülen iyilikleri unutmama, iyilikte bulunanlara misliyle veya daha güzeliyle karşılık vermeye devam etme. Böyle olanlara vefakâr denir.

Her şeyin bir sözleşmeye, anlaşmaya, bir yazılı akite bağlandığı günümüzde sözün hükmü yok denecek kadar azdır. Söz vermek demek sözün tutulmaması anlamına gelecek kadar yozlaşmışken, sözün tutulmaması ise artık görmek istediğimiz fakat artık kimsede göremediğimiz bir haslet halini almıştır. Anlaşma ve sözleşmeler olmadan sosyal ve ekonomik hayatın olması elbette beklenemez ama hem kültürümüzden sirayet eden, hem de dinimizce olması gereken “Vefa” bir çok yazılı ve sözlü itimattan daha önce gelmelidir. Verilen sözün tutulmaması dinimizce üç münafıklığın birisi iken, insanlarımızın halen verdikleri sözleri tutmaması, söz vermeye bile gerek olmayan konularda duyarsızlığı, vefasızlığı her gün hepimizin karşılaştığı örneklerdendir.

Vefakârlık dostlukların devamını sağlayacağından sosyal dayanışmayı toplumda daha kuvvetli kılar. Fertler arasında vefa olmayan toplumlarda sosyal çözülmeler yaşanır. Bu çözülmeler en dıştan başlayarak ailenin en çekirdek yapısına kadar da girer. Maalesef değişen yaşam şartları, maddiyatın fazlaca ön planda olması, insanların paraya köle haline gelmesi ve para her şeyi yapar diyen zihniyetlerin para için her şeyi yapar ve her sözü dilin kemiğine dikkat etmeden söylenir olduğu şartlarımızda vefayı o her zaman dedikleri, klişe haline gelen ama doğruluğunu halen yitirmeyen söylemi ile İstanbul’da bir kent olmaktan öteye götürmemektedir. Bu Türk toplumunun hem kültüründen gelen örf adetlerinin bozulması sebebiyle, hem de İslamiyet’in en önemli desturunu yetire getiremememiz sebebiyle toplumumuzun çürümeye yüz tutmuş gerçekliğidir.

Bizim hareketimizde vefasızlık ile yoğunlukla yüzleşen bir topluluktur. Görevler bittikten sonra unutulan iyilikler, “artık yoruldum in omzumdan” dediğiniz noktada arkadan vurmalar. Her şey yerli yerinde, güvenler karşılıklı alınmış, verilmiş dediğiniz noktada arkanızdan aldığınız bir darbe ile aslında şimdiye kadar geldiğiniz noktada aranızdaki hukukun bir hiçten ibaret olduğunu acı içerisinde anlamalar.

Her gün bir yenisi ekleniyor düşmelerimize. Bir yenisi ekleniyor eksilmelerimize. Bir yenisi ekleniyor sırtımızdan vurulmalarımıza. Yaprak dökümü mevsimi gibi gidiyor gidenler.

Her yandan bir vefasızlık yankılanıyor. Gittiğiniz yerleri oturduğunuz koltuklar, konuşulan kelamlar anlatıyor vefasızlıkların ettiğini.

Sonra bir zaman sonra bakıyorsunuz aslında kaybedenin vefasızlık örneği sergileyenin olduğunu anlıyorsunuz. Eğer ok gibi doğru iseniz vefa dolu günler yine size misafir oluyor. Yay gibi eğri olanlar zaten her ortamdan, her andan, her mekandan soyutlanıyor.
Hep deriz ya “ Yalanı bol olanın vefası olmaz diye”… Dostlarının gözünün içerisine baka baka yalan söyleyenler, karşılarındaki dostu söylediği yalanla yerin dibine geçirse de , yalanı söyleyenin pişkinlik sergilemesi vefayı da , onuru da , şerefi de yeterince ortaya koyuyor.
Vefa mı, O da Ne? diye sorarak başladık yazımıza. Halen vefa yüklü bulutların üzerimizde gezinmesini görmeyerek belki de. Onlara vefamız ise vefasızlığın ne demek olduğunu anlatarak ve anlayarak sunulan bir demet bizim için. Hassas ve nadide dostluklarımızın kırılganlıkları vefamızın en güzel örneği. En çok kırılan en çok vefa duyandır. Vefamız kırıldığımız ölçüde, kırılmamız vefamız olduğu sürece hep var olacaktır.
Ve son söz….

Vefasız dosttan, vefalı dar ağacı daha iyidir…
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s