“bir çanakkale güncesi”

Dur Yolcu!…

Bilmeden gelip bastığın bu toprak,

Bir devrin battığı yerdir!…

Eğil de kulak ver bu sessiz yığın..

Bir vatan kalbinin attığı yerdir!…

Kayseri’ den Çanakkale’ye gitmek üzere ailemle yola çıktığımız andan itibaren içimde tarifi mümkün olmayan bir heyecan vardı. Tam olarak ne olduğunu anlayamadığım bu heyecan ile  yol boyunca bir an önce o mübarek toprakları görüp, hissedip sizlere aktarmak adına sabırsızlığım yollar yolları izledikçe had safhaya ulaşıyordu. Gittiğim anda nasıl bir manzara ile karşılaşacağımı, küçücük bir kara parçası üzerinde 250.000’den fazla Mehmetçiğin nasıl şehit düştüğünü tahayyül bile edemedikçe ara sıra gözlerimin dolması ile merakım an be an daha da bir katlanıyordu.

Çanakkale’ye ulaştığımız andan itibaren şüheda kanı ile şereflenmiş topraklarda gezinti ve şühedanın kokusunun işlediği o güzel havasını teneffüs etmek benim başımı döndürmeye yetiyordu. O yerlerde dolanıp da, toprağının her bir karesinde ecdadımızın izlerinin okunduğu topraklarda yaşayıp da bir insanın duygulanmaması, milliyetçi duygularının had safhaya çıkmaması mümkün değildi.

Güzelyalı semtinde bir gecelik istirahatımızdan sonra, sabahın erken saatlerinde feribotla karşıya, abidenin olduğu yere doğru geçmek için hareket ettik. Daha uzun sürmesini beklediğim deniz yolculuğumuz yarım saatten az bir sürede sona erdi ve artık şehitliğin olduğu topraklardaydık. Dağın yamacında koskocaman puntolarla yazılan “ Dur Yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak bir devrin battığı yerdir !” yazısı, o topraklara neden gitmemiz gerektiğini yeterince ve en anlamlı şekilde anlatmaya yetiyordu. O yazıyı daha feribotun içerisinde etrafı izlerken gördüğüm anda duygu dolu anlarım had safhaya ulaşmıştı.           

Feribottan indikten sonra yukarı doğru ilerlemeye başladık. İlk ulaştığımız andan itibaren sağlı, sollu şehitlikleri görmek o ufacık kara üzerinde ne kadar vatan evladının huzurlu bir şekilde anlatmaya yetiyordu. Sol tarafta dünyaya Türk’lüğü gösteren insan diyebileceğimiz Seyit Ali Çavuş’un sırtında 257 kiloluk mermiyi topa yerleştirirken ki anını anlatan heykeli o anı sanki bizlere yaşatıyordu. Tam bu sırada TRT FM’ den Çanakkale Zaferi ile ilgili hazırlanan programın bizim Çanakkale ziyaretimiz sırasındaki eşliği de bir tevafuk olarak hafızalarımıza kazındı. Radyodan gelen hüzünlü türküler ve an be an hazırlanan destanlar, hikâyeler, Mehmet’lerin iman dolu sinelerinin yaşamış olduğu anılar gözlerimizdeki yaşları daha fazla tutamıyordu.  Seyid Ali Çavuş hakkında okuduklarımızda o vatan evladının ne müthiş bir şey gerçekleştirdiğini anlatıyordu. İngiliz gemisinden atılan bir bomba Morto Koyu sırtlarındaki bir topçu birliğimizi toptan imha etmişti. İçlerinden yalnızca Seyid Ali Çavuş kurtulmuştu. Tam bu sırada çavuş etrafındaki manzara karşısında duyduğu ızdırap ile dünyada eşine az rastlanacak bir olay gerçekleştirdi. Duyduğu acı ile normalde üç kişinin zor taşıdığı 257 kiloluk bombayı yerinden tek başına kaldırdı, taşıdı, topun namlusuna sürdü ve ateşledi. Bu mermi gideceği yeri de biliyordu. Queen Elizabeth gemisinin bacasından içeri girdi ve gemi ortadan ikiye ayrılarak battı. Ne müthiş bir istila, ne müthiş bir iman, vatan aşkı Ya Rabbim… Seyit Onbaşı’nın ağzından döküldüğü rivayet edilen şu cümle ise, her şeyi anlatmaya yetiyordu ve bu iman aşkının üzerine de söz üzerine söze gerek yoktu ; “Ulu ve yüce Allah’ tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur”…

Çanakkale’de şehit olmuş, vatanın bağrında yatan şehitlerimiz için yapılan abideye varmadan, yol boyunca değişik yerlerde onlarca şehitlik üzerinden geçmemiz her Türk evladının mutlaka görmesi gerekli olan bir manzaradır diye düşünmekteyim. Zira orada yatan askerlerimizin büyük bir çoğunluğunun isimsiz olarak tarihe geçmesi ve bu sebeple mezar taşlarında illeri ile birlikte yalnızca “MEHMET” olarak belirtilmesi içimizi yaralayan, oraya gelen yabancıları da korkutan bir manzaradır.

Devasa hali ile bizleri onurlandıran ve gururlandıran Eskihisar Tepesi’nde 1959 tarihinde yapılan Çanakkale Mehmetçik Anıtı ve Şehitliği’ nin bulunduğu yere nihayet ulaşmıştık. Sabahtan itibaren devam eden ve biz tarafında göklerin bile şehitlerimiz için ağladığı olarak yorumlanan yağmura aldırmadan etrafı dolanan kalabalık beni gerçekten mutlu etmişti. Çoluk, çocuk, bayan, erkek herkes abidenin her tarafını karış karış dolanıyordu. Daha önce de bahsettiğim gibi, Çanakkale’de bulunan en büyük şehitlikte de askerlerimiz yalnızca illeri ile birlikte “MEHMET” olarak mezar taşlarına yazılmışlardı. İnanın bu manzara insanın tüylerini diken diken yapıyor ve gözlerindeki yaşı dizginleyemiyordu. Dillerden her dua, her türlü sûre okunmak isteniyordu, kaç Yasin-i Şerif, kaç Tebareke, kaç Amme sûresi okuyacaktık bilemiyorduk. Bildiğimiz bir tek şey vardı, bastığımız her toprak karışı onları anlatıyordu, her adımımızın altında şüheda vardı. Bildiğimiz bir tek şey vardı; Bu topraklar bir vatanın kalbinin güm güm diye, Türk Türk diye attığı yerdi!…

Çanakkale Şehitliği’nin tam karşısında bulunan Anzak Koyu’nda da Anzak askerleri büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi Mehmetçik ile koyun koyuna yatmaktadır. Yalnızca bu sözler bile, Anzak askerinin mezarlarının bulunduğu koya Anzak Koyu isminin verilmesi bile Türk’ün ufkunun, yüreğinin ne kadar geniş olduğunu anlatmaya yetmektedir. Mutlak ve tartışılmaz vatanseverliğimiz, bu misafirperverliğimiz, iyi niyetimiz, anlayışımız ile pekişmiş ve Mehmetçiğimizin savaş sırasındaki insan sevgisine ek olarak, ebedi istirahatlarında ki kardeşliği de bu manzara ile sabitlenmiş ve yerli yabancı tüm dost ve düşmana portre gibi sunulmuştur. Türk’ün bitmez tükenmez insani özellikleri bu toprakları gezer iken her anda mıh gibi hafızalara işlenmiş ve gözlerindeki damlaların şahitliği ile tarihe bir kez daha geçmişti.

Çanakkale gezimizden anlatacaklarım elbette anlatmak ile bitecek gibi değildir. Yazımın muhtelif yerlerinde de bahsetmiş olduğum gibi her bir karışında ayrı bir destan vardır. Her bir karışını anlatmak için kelimeler bu kez gerçekten kifayetsiz kalmaktadır.

            Çanakkale, 18 Mart 1915…

            Ne sıradan bir tarih, ne de anlatmak ile bitebilecek bir destan…

            Bilinen bir tek şey var… Çanakkale’de okunan portre hem insanlar arası iyi ilişkilerin anlatımına, hem de milletlerarası savaş ahlakının en güzel şekilde Türk askeri tarafından anlatılmasına yegâne örnek.  Şimdi emperyalist Amerika’nın Irak’ da göstermiş olduğu sapık savaş ahlakının tezadının en güzel göstergesi.

             Çanakkale….

            Ne söylersek söyleyelim , ne yazarsak yazalım Üstad Akif’in Çanakkale Zaferi’ni tasvir eden şiiri hakkında ki  “ Bu şiiri Mehmet Akif yazmadı; kağıda dökenle, toprağa kanını dökenler birleşerek yazdılar” sözlerindeki gibi  okunan ve yazdığımız her ne varsa yine oradaki şühedamızın yazdırdığı,anlattığı gerçeklik ….

O kutlu ve mübarek topraklardan tüm hücrelerimize geçen ve üstadın sözleri ile birleşen bir beyit bizden Çanakkale’ye;  

 

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi!…

 

Ruhunuz şad, mekânınız cennet olsun…

Sizler orada yattıkça, bu vatanda huzur hakim olsun, namahrem eli vatanımdan uzak dursun!…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s