“yeis ve ümit”

Gereksiz…
Artık her şey gereksiz… Neden olduğunu bilmiyordum bu yangınlığımın hiçbir zaman ama şimdide o bilinmezliklere olan özlemim yangınlığım. Bildiğim şeyler birer birer kayboluyor artık gözlerimin önünden. Seyirci kaldığım bugünüm mü, kaybettiğim dünüm mü, yoksa kaygısına benim de düştüğüm yarınım mı, anlayamadım…
Ağır aksak hayatın neresinde kaldıysa bir yarım, yarımsız dolaşan yarımım kadar ağır yalnızlığım. Yalnızlığım kadar el değmemiş ümitlerim. Hala nedensiz ümitlerim ve ondan yansıyan güzelliklerim. Bir aynaya bakıyor gözlerim, bir de gözlerimin önünde eriyen düşlerime… Bu satırlar dahi artık gereksiz diyor kalemim, anlatmak boş, yazmak hata, düşünmek anlamsız, sorgulamak şevkini yitirmiş bir çocuk sevinci. Oysaki neler de anlatmıştı bu kalem, ne sevdalara tanıklık etmişti bu yürek. Herkese sevdayı ya da sevdanın en güzel yanını aktarmıştı. Yalansız, riyasız, bakir ve de saf… Ya şimdi? Umudum kara gözlerindir diyerek yalan yere yemin eden, yarınını kaybeden bir yüreğin içerisine hapsolmuş bir yarın… Yarının ne olacağını bilmeden adım atan, adımlarını, metre metre sayan bir müebbetlik… Urgana olan yakınlık iki yüreğin birlikte atması kadar, urganın vuslata yakınlığı Atlantik ötesinde birbirine ümitsizce el sallayan iki şehir arası uzaklık…
Kuvvetle ihtimal iyileşecek bir yaranın kanaması gibi bir şey bu gece sarhoşluğu. Uykusuz geçen her geceyi kar sayan bir ahmaklık (!) anlattıklarım. Cümleler içerisinde kaybolacak okuyucunun “Acaba neler anlatıyor” keşmekeşi yazdıklarım. Her seferinde başa dönülen ama hiçbirisinde cümlenin tamamını beynine kodlayamayan bir anlamsızlık. Anlamsızlıkta anlam aramak kadar basitti eskiden kaybolanlar şimdi neresinden başlarsak başlayalım anlamın realitelerden ibaret olduğunu okuyor bu gözler…
Kimisine göre salt “anlaşılmasın diye” yan yana dizilen on deste cümlenin birilerini yazar koltuğuna oturttuğunu düşünmek bile acı. Acının en tatlı halinin anlatılmasını dahi hazmedemeyen yüreklere her şeye rağmen “ümit vardır, yeis ise asla yoktur” demektir anlatılanlar. Düşünmektir anlatılanlar, düşünmenin ötesinde yorum katmaktır çekilenlere, yaşananlara, acıların en temiz haline… Özlemdir, sadakattir, hala sallanan bir eldir; asla sınırlar ötesindeki diğer eli tutmak için uzanmayacak…
Yere yatmak, göğe bakmak, yıldız kayarken dilek tutmak ya da şimşek çakınca pencereden içeri kaçmak… Hepsi bir ümitti aslında… Ümidi kaybetmemek, yeisi yok etmek için kurulmuş bir tezgâhtı. Kimilerine göre bizim yazıp, bizim oynadığımız bir senaryo idi. Ama yine de ümidimizi asla kaybettirmeyen bir denklemdi. Bize göre Rabbin tecellisi idi, bataklık görülen bir karanlık, düşünce boğulacağımıza inandığımız bir kara ummandı. Tutunduk, düşsek de tutunduk, kalksak da tutunduk. Bize kalan ümit ve yarınlar oldu, bize gülenlere kalan yeis ve pişmanlıklar…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s