“ihanet ; kendine ihanet eder”

Sonsuzluk bu…

Ucu görünmeyen,dönüşü olmayan bir deniz sanki. Kulaçları daha hızlı attıkça, daha
da derinleşen, her derinleşmesinde daha fazla nefes nefese bırakan bir  bitmezlik. Ne kadar anlatırsam, anlatayım hep başa döndüğüm, bacağından sımsıkısarılsam da, sol yanını bana bırakıp, sağ yanını ıraklara, uzaklara, ufuklara,
en ulaşılmazlıklara hüzün bulutlarını arkasında bırakarak, bulutlu gözlere
içten ve tamamen gönülden el sallayarak, sağ yanını omzuna alıp da, kalemini keskin
bir kılıç, sözünü öldürücü bir silah yaparak gidişin hikâyesidir.

Gitmesini istememek yanında, gidişiyle yeşerecek, gelecekteki ağaç olup kök salacak
fidanların yeşillenmesine birebir ortak olmak ve zevki;  yüreğin enfarktüs geçirmiş taraflarından sıyrılıp
, nirvanaya ulaşmış noktasından görmek… Saadetlerin en güzeli, sevdanın
vuslatının en güzel tarifi…

Gece bir buluşma noktası. Gece bir vuslat köprüsü. Bırakıp gidenlerin, sövüpte bitirenlerin,
sövdüğünü bilmeyenlerin, haksızlığında haklılık arayanların, üç
kağıtçılıklarında dürüstlük vurgulayanların, namusu bilmeyen namussuzların, hiç
şeref sahibi olmadan şeref dersi verenlerin, beyinleri örümcek kaplamışken her
taraftan anlam nidaları yükseltenlerin ve haksızlıkları yüz kişi tarafından
dillendirilmişken halen “Yalanı bol olanın vefası olmaz” gerçekliğinde
yalanlardan bir demet sunup haber salanların, bıraktıkları en olmaz yaraların
sarıldığı an. Karanlığın bir yorgan gibi tüm yılgınlıkları, yangınları,
acıları, sarhoşlukları, sıkıntıları, saçmalıkları, vurdumduymazlıkları,
düşmanlıkları, pare pare akan kahpelikleri, oluk oluk kaynayan fitne fücurları
bir yorgan gibi çepeçevre kapattığı an. Gece…

Yıllar önce dağlar kadar heybetliyken, bir çelik kadar sağlam sinirleri varken, bir
çağlayandan fışkıran su tanecikleri gibi sevda çağlatan bir yüreğe sahipken,
gözlerinden ümit dolu yarınlar fışkırırken tanıdığın bir gülen yüzün, hayat
veren gülüşün, dünyayı ayaklarına getirmiş bir çift bakan gözün , gün geçtikçe
gözünün önünde erimesi… Acı…

Sana her kelamında dostluktan, dürüstlükten, insanlıktan bahseden, bir tahta
koyamadığın, aslında yüreğinde sahip olduğu tahtın yüceliğinden dolayı, yüreğimden
de başka yere oturtamadığın, yârenliklerde adını çok sevilen olarak geçirdiğin
bir dostun hayatından bir yıldız gibi kayması. Belki de kaymasın diye
gökyüzünden süzülürken, tekme atanların kulağına gidip de iyiliğinden
bahsettiğin,  bilmesin ama iyidir diye  direndiğin, halen adı anıldığı zaman gözlerinin dolup dolup boşalmasına vesile
olan bir insanın hayatından arka saflara çekilmesi. Müsebbibini, bize göre  üçüncü tekil olan şahıslara havale ettiğimiz
dostun , ucu sivri, hem de eğri  bir hançerle yüreğimize sapladığı yara. Tarif edilmez…Sancı…

Bilenler bilmeyenlere anlatsın esprisini yoldaş yapıp, sevenler sevmeyenlere anlatsın diyeceğiz de, sevmeyenler
sevenlerin dedikodusunu yaparlarmış ancak diyerek aşkın kırıntısının dahi
yüreksizlere yettiğine inanıp da oradan da savuşarak geçelim istedik…Acıyı yüreğimize koyduk da ,bir kurdun mideyi kemirdiği gibi yüreğimizi kara kara günlerinaksine bıraksın diye değil, yeni yok oluşlara, yeni düşüşlere, yeni aldanışlara
gebe bırakmasın da, sevgisizliği hatırlayıp, sevdaya bir adım daha yaklaşalım,
sevdanın her halinden nasiplenelim, dahası ruhu sömürgecilerin elinde gün
geçtikçe sömürülen benliklerin saldırılarına karşı onların lügatinden bir zırh
edinelim diledik…

Zaman olgunlaştırdı, dostu düşmanı ayırt etti diye bir yanılgıya da düşmek de bize
yakışmadı. Zamanla insanın olgunlaşması , yaşayarak değil de yaşlanarak
tecrübenin kazanılmasına inanmak kadar sığ. Olgunlaşmayıp, gün geçtikçe aklı
geriye gidenleri gördükçe zaman yalnız armutları olgunlaştırırmış, bunu da
bildik, gördük, öğrendik…

Açık kalp ile konuşan düşmanın, içinden fesatlıklar üreten dosttan daha evla olduğu da
bildik, gördük, öğrendik…

Akıllı bir düşmanın , akılsız bir dosttan daha evla olduğunu da bildik, gördük, öğrendik…

Giden , mızrağı saplayan bir dostta olsa, kapıyı arkasından tamamen kapamak gerektiğini, yoksa içimizin
üşüyeceğini de bildik, gördük, öğrendik…

Dost giderken bize en güzel dostluğu,zorlukları, anlamayı, anlam vermeyi, ihanette hayır
aramayı, köpek leşindeki güzel dişleri bulmayı bırakmış, onu da bildik, gördük,
öğrendik…Dil dökenin gönlünde kötülük saklıdır gerçekliğini bir kez daha bildik, gördük, öğrendik…Girizgâha nasıl
başladık, buraya nasıl geldik, ne anlatacaktık, sonunda neyi yakaladık
bilinmez.

Bir iç huzur
yaşadığım…

Dürüstlüğüne, mertliğine sonuna kadar inandıklarım en yüce kazancım. Merde halen namert
damgası vurmaya çalışanlar, üşümeden kapıyı yüzlerine kapadıklarım…Her taraftan gelen, farkındalıklarımın farkında olmayan , armut kadar bile olamayan insan müsvettelerinin inadına direnişim…İhanet iyi başlar, ama sonunda kendine ihanet eder, bildik, gördük, öğrendik…Ahvâlimizi anlatan tek söz, kabukta dolaşıp da meyvenin tadını alamayan böcek misali,  bilindik, görüldük, duyulduk;

Böcek olmayı
kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidir!…

NOT: Bu yazı gerizekalılar için yazılmamıştır fakat gerizekalılar için yeniden yayımlanmıştır…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s