‘Bir tomurcuğun hikayesi’

Aylarca yalnızca bu sesi duymak için beklemiş bir bilinç altı ile defalarca ardı arkası kesilmeden bu soruyu sormuş Zeynep Lal’ in annesi ;

-Ağlayan benim kuzum mu? Ağlayan benim kızım mı? Ağlayan Zeynep’im mi?

Ameliyathaneye girerken tir tir titreyen ben; içeride beni sakinleştirmek için sohbete tutan bir çift mavi gözün rahatlatıcı sözleriyle uykuya dalmışım… Bana sorulan her soruya iyi bir bilinç ile cevap vermiş olsam da , cevaplarımın hepsinin tek bir ana fikri vardı ; Zeynep Lal ‘ imin sağlıkla aramıza katılması…

Gözlerimi yeniden açtığımda tanıdık tanımadık bir sürü kadın-erkek sesinin yanında duydugum ;hastaneyi birbirine katan bir bebeğin ağlama sesleriydi… Kimseye birşey sormadan ne olur Allah’ ım bu bebek benim bebeğim olsun derken gücümü toplayıp , beni uyandırmaya çalışan Eşime sordum;

-Ağlayan benim kuzum mu? Ağlayan benim kızım mı? Ağlayan Zeynep’im mi?

‘ Evet AŞKIM ağlayan Zeynep ‘cevabını aldıktan sonra kızımın ağlamalarına eşlik ederek defalarca şükrettim yaradanıma.

Binlerce şükür Rabbime, yüzbinlerce teşekkür bu duyguyu yaşattığı için bizlere…

Güzel Allah ‘im isteyip de tomurcuğu olmayan hiçbir hane bırakmasın. Herkesin evladını ana rahminden başlamak üzere korusun ,kollasın, gözetsin ve ana- babacığına sağ salim bağışlasın…

20120204-151729.jpg

Reklamlar

“türk kahvesi”


Evde Türk kahvelerini ben yaparım. Tam 13-14 yaşımdan beri !

Anneciğimden devraldığım gibi…

Babacığım eğer ortamda ben var isem mutlaka benden ister kahvesini,bol köpüklü,şekerli…

Eşim kimsenin kahvesinden memnun kalmaz,her akşam yemeğinden sonra mutlaka arzu eder,ister.Yanına bir bardak su ve
ekler “kahvem şekerli olsun” …

Bir ritüeldir bizim için Türk kahvesi içmek,her akşam yemeğinden sonra özellikle…
Ne espresso ne cappucino ne de latteye benzer,özeldir. Öyle arada bir canı istenen ara içecek ya da muadilleri ile boşluğu doldurulacak bir içecek değildir. Basbayağı seramonisi olan ve evde kahve içilen zamanların özel olduğu bir gerçekliktir.

Her aile bireyimiz tarafından sevilir,takdir görür,ailemize yeni katılan bireylerde de bir bağımlılık oluşturur. Vazgeçilmezdir…

Türk kahvesi anları özeldir. Gün sonu yorgunluğunu bir nevi azaltan ,acele etmeden,keyifle gerçekleştirdiğimiz “O AN” ‘dır…

Bizdendir O’da… Kadir kıymet bilmek ister,özenle ve samimiyetle pişirilir,kim nasıl arzu ediyorsa öyle ikram edilir…

“kız çocukları…kız evlatlar…”

Oğlanlar evlenesiye, kızlar ölesiye kadar evlatlık yaparlar” Anonim

Kız çocukları…Kız evlatlar…

Ne kadar da özel yaratılmış ,anne ve baba için ne kadar da önemlidirler aslında. Toplumun büyük bir kısmında  “erkek evlat” makbul görülse de , ilerleyen dönemlerde ve hayatının her anında anne ve babanın farkındalığı ile birlikte olurlar. Okumak ya da çalışmak için başka şehirlere gitseler de, hayatın mutad işlerine hiçbir vakit dalmazlar. Anne ve babalarının yanına gidip hasret giderme telaşı her an içlerindedir ve ilk fırsat bulduklarında farklı atraksiyonlarda bulunmak yerine kendilerini yuvalarına atarlar.

Hayatlarının ilk evrelerinden başlamak suretiyle anne ve baba ile farklı bir diyalogları vardır kız çocuklarının. Anne önlerinde rol model olarak bazen kıskanılan bazen de özenilen kişidir. Baba ise “ilk aşkı,ilk sevgilisi” ve herkesten kıskandıkları bireyler olurlar. Babalarının eve gelmesini dört gözle beklerler ve geldiklerinde gözlerinde sevgi çiçekleri açar.

Sadece anne ve babaları için değil, tüm aile çevresi için kız çocukları özeldir.

İki küçük kız yeğenim var…

İlki ; Gözlerimden her damlayan yaşta içlenen ve gelip dizlerime oturup, “Halaaaaa,lüpfen ağlama” diyen bir ilk göz ağrım,” gönül alanım”…Dilâra’m…

 Birisi canımı yaktığında benden çok o kişiye öfkelenen ve gıyabında o kişiye savaş ilan eden bir sahiplenme ile sever sevdiklerini… Kimi zaman öfkeli,kimi zaman nazlı, kimi zaman en merhametli odur. Her şeyi bilir,her şeyi anlar, hoşuna gitmeyen durumlar sezerse sessizce ortamdan uzaklaşır. Basbayağı bir karakterdir, senden –benden çok daha insan… O bir kız çocuğudur… Kız çocuğu olmanın tüm özelliklerini en zirvesinde yaşayan yaşatan gerçek bir Prensestir…

Ve bir de ikincisi; her gülüşü ile “gönlümü aydınlatanım”, Dilay’ım…

Güler yüzlüm ve henüz hayatımıza kız çocuğu olma gerçekliği ve farkındalığı dışında sözleriyle ve yüreğiyle dahil olmamış miniğim… Kız evlat olma gerçekliğini iliklerimize kadar yaşatan ve eve her gelen konuğu güler yüzü ve sempatikliğiyle karşılayan bir başka Prenses…

Kim bilir belki de benim ailemde iki minik yeğenim gelmeden önce erkek çocuk isteği içerisindeydi. Toplumun “mahalle baskısı” denilen aptal gerekçesi erkek evlada daha bir yakınlaştırıyordu insanları. Fakat gelmeleri ile beraber yuvalarımızda oluşan sevgi çemberinin bu gerçekliği yok edecek cinsten olduğunu söylemek isterim.

Güzel Allah’ım bana da kız çocuk sahibi olma güzelliğini nasip etti inşallah. Hayatımda aldığım hediyelerin içerisinde ne pırlantaların ne altınların yerini tutabilecek eşsiz bir “mücevher”. “En değerli taşım” , kimi zaman kız kardeşim, kimi zaman evladım,kimi zaman sırdaşım olacak bir mücevher…Vuslatını beklediğim “Lâl” ‘im, “Naz” ‘ım, mücevherim, Zeynep’im…

Aynen benim anneciğime olduğum gibi…

Hangi mekânda, şehirde, durumda olursam olayım annemin kucağının en değerli, en güvenli ve en güzel yurt olduğunu bilmek ömrüme ömür katan bir gerçeklik…

Kız çocukları… Kız evlatlar…

Bir gün yuvadan uçup gitme gerçekliğine kesin gözüyle bakılsa da, zamanın şartlarında erkek çocuğunun da yuvadan uçup gitmediğini söylemek aptalca olsa gerek… Hele ki; Yuvası nerede olursa olsun, anne, baba ve tüm aile fertlerine olan düşkünlüğü kız çocuklarını her zaman özel ve farklı kılmakta… Yüreği,bedeni ve tüm sevgisi ile sevildiğinizi size yansıtması ise bir ömre bedel…

Kıymetli taşların değerini ancak mücevherden anlayan bilir, anlamayan ise savurup atar. Kızlar masum, onlar tertemiz yaratıldılar, annelere yetiştirilmesi, babalara da korunması için emanet edildiler. Bu konuya ilişkin Hadis-i Şerif’ leri biliyorsunuzdur;

İki kızı veya iki kız kardeşi olup da, maişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz. Hadis-i Şerif

İlk çocuğunun kız olması, kadının bereketindendir. Hadis-i Şerif

Allahü teâlâdan hayırlı evlat istedim. Bana kız çocukları ihsan etti. Hadis-i Şerif

“tomurcuğum”

Ne kadar çok bekledim seni, ne kadar da sabreyledim gelip de gönlüme oturmanı. Senden öncesi vardı ama biliyordum ki senden sonrası baharın en güzel çiçeklerinin üzerinde raks eden bir kelebek sevinci olacaktı.

Bir gün sessizce ama derinden içime gelip yerleşiverdin.  Bir anda gönlümün vuslatını gerçekleştirdin şimdiye kadar tatmadığım vuslatlarla. Ellerini tutamadan yaşattığın sıcaklığın ve huzurun en derinini. Şimdi öylesine içimde kıpırtılarını hissetmek, kalp pıtırcıklarına şahit olmak tarifi imkansız bir mutluluk.

Hayatımın geri kalanı için yalnız sen adına kararlar alabilmek ve yalnızca seni düşünerek adımlar atmak benliğimin bonservisi gibi gözükse de, sana adanan bir ömrümün olacağını bilmek bahtiyarlıkların en yücesi…

Nasıl kokacağını bilmiyorum ama şimdiden biliyorum ki cennetin bir köşesinden savrulan amberlerin kokusunu andıracak gül tenin. Ellerin yumuş yumuş kardelenleri anlatacak bana, dudakların ,yanakların Gül’ün en taze renklerinden bir cümbüş sunacak bana. Sesin en güzel şarkıcının en güzel ezgisinden daha da büyüleyici olacak ve dolduracak yuvamızın odalarını, yankılanacak duvarlarında.  Seninle birlikte hayatın anlamı daha da derinleşecek, yaşamak bir cümbüşü andıracak.

Seni bekliyorum tomurcuğum…

Seni çok seviyorum meleğim….

“bir oda”

Bir oda…

Karanlık mı ?

Sadece “bakan” gözlere karanlık, birazdan içimi aydınlatacak penceresi ile aydınlık…

İçeri giriyorum.

-Hazırım ! sesinden sonra ,içeriye,  sağ yanıma tanıdığım ama anlamı az olan “adam” oturuyor, içimi aydınlatacak havadisler vermek için  hazırlıklarını yaptıktan sonra sol yanıma da en az benim kadar heyecanlı,gözünü henüz  pencere ile aydınlanmayan duvara dikmiş “sağ yanımın sahibi” oturuyor. Her seferinde elimi tutmasını istiyorum ama o heyecandan beni görmüyor. Pür dikkat duvara bakıyor. Birazdan aydınlanacak ve duvara açılacak pencereden gelen güzel havadislere odaklanıyor.

Ve birazdan pencere açılıyor ve duvarda “sağ yanımın sahibinin” ve benim hayatımızın anlamı beliriyor bir anda. Tarifsiz,anlatılmaz,heyecanı ,meşki ve ahengi dünyanın hiçbir duygusunda bulunmayan bir duygu ile doluyor tüm hücrelerimiz. Sağ yanımdaki “adam” anlatmaya başlıyor, anlamlı mı değil mi bilmem ama ne kadarlık zaman diliminde kaç tane soru soruyorum bilmiyorum. Bazen ağlıyorum,bazen titriyorum,bazen de gülüyorum ama en güzeli hislerin en güzelini yaşıyorum…

Oda karanlık..

Kim demiş karanlık ? Ömrüm boyunca girdiğim en aydınlık oda…

Ve bunun adı    “AŞK” …

Rabb ‘e şükür, Rabb’e dua…

“ne de güzelsin sen Ey Kasım”

Ne de güzelsin sen Ey Kasım…

Ne de güzel dallarından birer birer ayrılan yapraklar,yeni
baharlara hazırlanmak için kendini harcayan ağaçlar , yüreğimde pır pır eden Sen Ey Yeni Heyecanım ,Baharım,Varlığım ,Geleceğim, her biriniz ne de
güzelsiniz…

Uzak değil yakın zamanlarda gözlerimden akan yaşlar sizler de
güzeldiniz. Değil miydiniz ki hepiniz Yar’dan geldiniz, Yaradan’dan nüksettiniz.
Şükrün büyüğünü, hamd etmenin erdemini ve şüphesiz bağlanmanın en büyüğünü
öğrettiniz. Biatin yalnızca iki cümle içerisine hapsedilmeden yaşayarak
sağlanabileceğini ve kelepçeler misali ömrünü gerçekliklere bağlayabileceğini
öğrettiniz.

Sokak ayazının aslında gönlün sıcaklığı ile örtbas edilebileceğini,
bağlanmanın en yücesi ile ti’ye alınabileceğini gösterdiniz.

Ne de dertlisin sen Ey Kasım…

Sevdiklerimi Kasım’ların bilumum yapraklarında ve günlerinde
bırakmandan belli değil mi ? Yas tutmaktır senin hesabına düşen  derken boşuna mı dilimi pelesenk ettim bunca
yıl ? Ama öğrettiklerini düşündükçe ve ömrüme yaşanmışlık olarak kattıklarını
görünce güzelliğin dillere destan oluyor benim diyarımda.

Kasım…

Yılın sıradan bir ayı ya da şarkılara konu olan bir mevsim
bitimi…

Ben de Şükür, Heyecan ve Biat; her şeyden de üstün.

Kasım…

Söz’ümün başladığı, Söz’ümün doğruluğa ulaştığı ay.

Ne de güzelsin Sen Ey Kasım…

Yeni Heyecanım, Baharım, Varlığım, Geleceğim…

“sonbahar”

Ne vakit düşünsem sevdamı
Bir yıldız düşer gökten yere
Her bir yıldız düşüşünde, sevdamı düşünürüm
Çaresizliğini, acısını, kim bilir belki ölümünü!….
Bugünlerde bir yıldız yağmuru var
Gökten yeryüzüne akan bir şelale gibi…
………
Her yıldız düşüşünde ağlarım ben ..
Her yıldız düşüşünde yanarım ..
Eğilir toplarım avuçlarıma
Hepsini ağaç dallarına (?);
Hepsini yerlerine;
Koymak isterim …
Ama bilemem …
Sonbaharda yere düşen yapraklar gibidirler ..
Sarı- yeşil ayrımı yaparım
Bulamam esas yeşilliği …
Sonbaharın sarı-kahverengi gerçekliği gibi…
………
Bu gelen sonbaharlar bana sevdamı hatırlatır
Bilirim …
Eylül kıyım …
Ekim hançerdir …
Kasım ise yas tutmaktır, hepsinden de beter!…
Kışlara ısmarladım gönlümün en güzel sevdasını
Ülkü’ nün feryadı gibi …
Ülkü’ nün gözyaşları gibi …